Flu ne okudu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Flu ne okudu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2015 Perşembe

En son ne okudum 10: Allah De Ötesini Bırak




Kitabın İsmi: Allah De Ötesini Bırak 
Yazarı: Uğur KOŞAR 
Basım Yılı: 2014 
Basım Yeri: İstanbul 
Sayfa Sayısı:176 
Yayınevi: Destek Yayınları 
Türü: İslam, Tasavvuf, Mezhepler, Tarikatlar 
Tanıtım:

Allah her şeyden haberdardır, sanmayın ki size yapılan haksızlığa kayıtsız kalıyor. O, size bir annenin evladına yaklaştığı merhametten daha fazla merhamet duyandır. Duanın karşılığını takip etmeden "Allah de ötesini bırak". Kul Rabbini imtihan etmez. Ona tevekkülle yaklaştığında rahmetini tüm hücrelerinde hissedeceksin.

Karşında o kadar çok maskeli insan var ki onları tanımak için yoruluyorsun. Şayet dikkat edersen güzel olan bir şey var; o senin hakkını aldıkça, sen onun sevaplarından kazanıyorsun. O halde kaybettim diye üzülme, biraz daha derin bakarsan, aslında kazandığını fark edeceksin!..

Aşık olcaksın evet ama kalbini Allah aşkıyla yakacaksın...
Dünyanın geçici olduğunu, biteceğini İDRAK edeceksin; sadece sonsuz kudrete bağlanacaksın.
Allaha bağlı yaşayacaksın. İşte Uğur Koşar bu kitap da sana herkes gibi Allahı anlatmıyor Onu adeta hissettirip yaşatıyor!..
Psikolog Cavidan Ebru Kızıl

Yirmi yıldır terapi deneyimlerimde elde ettiğim sonuçlardan biri şudur ki; eksik olan parçaları yitirdiğini düşünen ve bunları arayarak çıkmazlara giren ve bunun da dışarıda olduğunu sanan çok büyük bir çoğunluk çeşitli psikolojik sorunlarla ruh sağlıklarını bozmuştur. Bu büyük çoğunluğa eserlerinde ve görüşlerinde öze dönüş yolunda katkı sağlayan, aradıklarını bulabilme cesareti ve ışığı olan Uğur Koşar Dostuma "Allah De Ötesini Bırak" ile özlerine dönebilmesi adına ışık olan eserinden dolayı en içten teşekkürlerimi sunuyorum...
Uzm. Psikolog Abdullah Topal


Çok satanlarda olduğu için merak ettiğim bir kitaptı fakat almak gibi bir niyetim yoktu. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım hediye ettiği için okuma listemde öne çektim. Derin konulara pek yer verilmemişti, içinde güzel tavsiyeler de vardı. Belki çok dillendiği için beklentimin altında kaldı malesef ki... Kitaba puanım 5/2



Sevdiğim alıntılardan bazıları:


“ Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua gönülden, taa derinden kopar...
“ Birisinin kalbinde taht kurmak, sevgisini kazanmak iştiyorsanız, öylesine sevmelisiniz ki, benliğinizi bırakıp adeta o olmaksınız.

“ Ben derdimi yalnızca Allah'la paylaşırım. Her şeyi en iyi işiten, gören, bilen ve çözen O’dur.
“ Allah kırık kalplerdedir... İşte bu yüz­den Rabb’in ve melekler etrafındayken, sana bu kadar yakınken, artık mutsuz olmana şaşarım!
“ Her şey kendimi bulmakla başladı... Yeni bir hayat, yeni bir dünya, sandığımdan çok daha öte bir ben.
“ Dikkatle izlemenizi isterim. Biri sizi üzdüğünde o aslında size sadece bir iğne batırmıştır; öfke, tepki, üzüntü ise sizin içinizden yükselir!

31 Ekim 2014 Cuma

En son ne okudum 9: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları








Kitabın İsmi: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları

Kitabın Orijinal İsmi: Miss Peregrine's Home For Peculiar Children

Yazarı: Ransom RIGGS
Çevirmen: Fethi AYTUNA


Basım Yılı: 2013

Basım Yeri: İstanbul

Sayfa Sayısı: 360

Yayınevi: Sayfa6


Orijinal Dili: İngilizce

Türü: Roman, Gerilim, Fantastik

Tanıtım:
Gizemli Bir Ada
Terk edilmiş Bir Yetimhane
Tuhaf Fotoğraflar


16 yaşındaki Jacob, dedesinin başına gelen felaketin ardından hiç bilmediği bir adada keşfe çıkar. Burada Bayan Peregrine'e ait bir çocuk yuvasının darmadağın olmuş kalıntılarıyla karşılaşır. Evin metruk koridorlarını, yatakodalarını araştırırken duyduğu bir sesle dehşete düşer, gördüğü şeyin peşinden koşarken birden zamanın hiç akmadığı, diğer insanların asla göremeyecekleri bir dünyaya ayak basar.Akıllardan çıkmayacak eski fotoğraflarla bezenmiş bu roman yetişkinlerin, gençlerin ve karanlıkta geçen bir serüvenden haz duyan herkesin hoşuna gidecek.





- Okumayanlar İçin Spoiler İçerebilir -

Jacob kendisini bildiğinden beri dedesinin ilginç hikayeleri ile büyümüş. Fakat yaşı ilerledikçe bunları sorgulamaya başlamış ve mantığına sığdıramadığı için inanmaktan vazgeçmiştir. 2. dünya savaşı gibi bir dönemden geçen dedesinin bunamış olduğunu düşünmektedir. Fakat bir gün dedesinden bir telefon gelir ve Jacob onun yanına gittiğinde dedesinin cansız vücudu ile karşılaşır. O günden sonra yeniden sorgulama evresine giren Jacob, iyileşebilmek için dedesinin bahsettiği adaya gider. Ve asıl olaylar bundan sonra başlar. Ama ben daha fazla spoiler vermeyip güzelim kitabı merak etmenizi sağlayacağım. Şunu çekinmeden söyleyebilirim ki, ilginç bir fantastik roman okumak niyetindeyseniz tam olarak doğru adrestesiniz. Jacob ile farklı bir dünyaya adım attım okurken. Şahane ters köşeleri var. Bunca süre alıp okumadığım için ben kendime oldukça kızdım. Vakit kaybedilmeden okunması gereken kitaplar arasında yerini almalı bence. Sabırsızlıkla 2. kitabın bekliyorum. 

Puanım: 4 


Keyifli okumalar dilerim. Daima mutlu kalın, çok derin sevgilerle... :)

26 Ağustos 2014 Salı

En Son Ne Okudum 8: Senden Başka Yok - Marian Keyes (Anybody Out There)




Kitabın İsmi: Senden Başka Yok
Kitabın Orijinal İsmi: Anybody Out There

Yazarı: Marian Keyes Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş


Basım Yılı: 2013

Basım Yeri: İstanbul

Sayfa Sayısı: 538

Yayınevi: Artemis Yayınları


Dili: Türkçe

Türü: Roman, Öykü

Tanıtım:


"Okuyucuyu aynı anda hem güldürüp hem de ağlatmak yetenek ister... Son sayfayı okuduktan sonra çok uzun bir süre hikâyeyi aklınızdan çıkaramayacaksınız." -Heat-
"New York'a geri dönüp onu bulmak zorundaydım. Orada olmama ihtimali de vardı ama şansımı denemek zorundaydım çünkü tek bir şeyden emindim: Burada değildi."
Anna Walsh resmen bir harabe. Anne ve babasının Odadan İyidir diye tabir edilebilecek evinde, Dublin'i terk edip New York'a dönebilmenin hayaliyle yaşıyor. Arkadaşlarına dönmek. Dünyanın En Muhteşem İşine dönmek. Ve hepsinden ötesi, Aidan'a dönmek. Fakat ailesinin başka düşünceleri var (kendi başağrıları dışında yani). Ve sanki Aidan da onunla tekrar temasa geçmekten kaçınıyor gibi. Nedendir bilinmez!Anna'nın bu kadar çok sevdiği dünyasını ne parçalamış olabilir? Ayrıca her şeyi yeniden yerli yerine oturtacak olan kişi gerçekten de Aidan mı acaba? 
"Maeve Binchy'nin tahtına kurulan modern bir roman kraliçesi olan Marian Keyes, öykü anlatıcılığında son derece usta. Üslupla gerçeği birararaya getirişi, vazgeçmediği mizah ve pathos, onu tüm dünyada çoksatar listelerine taşıyor." -Irish Independent-
"Marian Keyes, insana-kendini-iyi-hissettiren-kitaplar cemiyetinin kraliçesi. İnsanın içini ısıtan komedileri, onu İngiltere'nin en çıtır yazarına ve kendi kuşağının sesine dönüştürdü." -Daily Mirror-
"Keyes her zamanki gibi zekâsını konuşturarak, dostluk, kıskançlık ve aşk üzerine yazıyor." -Daily Mail-
"Yüksek kalite eğlence!" -Marie Claire-
"Keyes'in, duygusal açıdan en doyurucu hali." -In Style



'Chick lit okuyacaksanız beklentileri çok fazla yüksek tutmamak gerekli' diye düşünerek aldığım bir kitaptı. Fakat beni oldukça yanılttı. Keyes'in kalemi çok akıcı, okurken nasıl zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım bir kitaptı. Ve kitap kalınlığına rağmen benim bu ara fazla mesailerime akabinde kişisel işlerimin yoğunluğuna rağmen kitabı 3 gün gibi bir sürede bitirdim. Fakat bitmesini istemediğim bir kitaptı. Keyes'in kalemine olan hayranlığım bu kitabı ile perçinlendi. Esprileri oldukça zekice ve ince. Bu kadar hüzünlü bir durum böyle eğlenceli nasıl anlatılabilir diye şaşırmadan edemiyor insan. Okurken Anna'nın Aidan'a olan aşkı sizi oldukça şaşırtacaktır diye düşünüyorum. Bazen sahneler gözümün önünden bir film izlermiş gibi geçti desem abartmış olmam.
Benim kitaba puanım 4.

- Okumayanlar İçin Spoiler İçerebilir - 

Hikaye Anna Walsh'un ailesi ile yaşadı evde başlıyor ve tam bir enkaz halinde. Başlarda sebebini bilmediğimiz bir sebepten dolayı aslında yaşamakta olduğu New York'a gidemiyor, işine geri dönemiyor ve Aidan'ı bu kadar severken ona kavuşamıyor. Aidan'dan da haber almıyoruz bu evrede Anna'yı arayıp sormuyor. Bu aşamada aklımdan birkaç seçenek geçmiş olsa da pek tutmadı. Fakat kitabın akışı o kadar güzel ki, yavaş yavaş parçalar yerine oturuyor ve bizler de neler olmuş Anna neler yaşamış öğreniyoruz birbir. Yer yer duygulandıran, histerik ama eğlenceli bir kitaptı. 


Keyifli okumalar dilerim. Daima mutlu kalın, çok derin sevgilerle... :)

24 Ağustos 2014 Pazar

En Son Ne Okudum 7: Pasaklı Tanrıça - Sophie Kinsella (Undomestic Goddess)



Kitabın İsmi: Pasaklı Tanrıça
Kitabın Orijinal İsmi: Undomestic Goddess
Yazarı: Sophie Kinsella
Çevirmen: Bige Turan
Basım Yılı: 2006
Basım Yeri: İstanbul
Sayfa Sayısı: 425
Yayınevi: Artemis Yayınları
Dili: Türkçe
Türü: Roman, Öykü
Tanıtım:

Tahmin edilemez, unutulmaz ve son derece sevimli bir roman kahramanı olarak Samantha Sweeting, Pasaklı Tanrıça kodlu ilk macerasında tüm romantizmi ve komedisiyle sizlerle buluşmaya hazır.Samantha, Londra'da çalışan bir üst düzey avukat. Günün her saati iş başında, ev hayatı yok, tek düşündüğü şirkete ortak olabilmek. Üzerindeki baskı ve adrenalin onu fena halde coşturuyor. Ta ki bir gün, ...bir hata yapana kadar. Öyle büyük bir hata ki bu, kariyeri mahvolabilir.
Tamamen aklını kaçırıp Londra'daki ofisinden çıkıyor, bir trene binip hiç bilmediği bir yere gidiyor. Yol sormak için büyük, güzel bir evin kapısını çalınca iş görüşmesine geldiği zannediliyor ve o evde hizmetli olarak çalışması teklif ediliyor. Tabii ki bu evli çift ev işlerini halletmesi için bir avukatı işe aldığından habersiz. Fakat düşünün ki Samantha fırının nasıl çalıştırılacağını bile bilmiyor. Felaketler birbirini kovalıyor. Samantha çamaşır makinesiyle, ütü masasıyla , deterjanlarla müthiş bir savaş verirken; büyük şeflere özel yemekler pişirmeye kalkışırken tam bir kaos yaşanıyor.
İyi de acaba işverenleri evdeki hizmetlinin başarılı bir avukat olduğunu öğrenebilecek mi? Eski hayatı Samantha'nın yakasını bırakacak mı? Bırakmasa bile, Samantha geri dönmek isteyecek mi? Göreceğiz!
 "Adım Samantha. Yirmi dokuz yaşındayım. Hayatımda hiç yemek pişirmedim. Yer silmedim. Toz almadım. Düğme falan da dikemem. Yapmayı bildiğim tek şey kontratları yeniden düzenlemek ve müvekkilimi milyonlarca pound kâr ettirmek."
PASAKLI TANRIÇA, hayatı biraz daha ağırdan alması gereken genç bir kızın hikâyesi. Ki bu kızın artık kendini bulması, en önemlisi aşkı bulması gerekiyor. Ve elbette ki sözü edilen bu kızın, bir kenarda öylece durmasına alışkın olduğu ütü masasının ne işe yaradığını da artık uygulamalı olarak öğrenmesi gerekiyor.
(Tanıtım Bülteninden)


Pasaklı tanrıça tanıtım bülteninde kendimi gördüğüm bi kitaptı büyük bir merakla başladım okumaya, Sophie Kinsella'nın kalemi ile de ilk tanıştığım kitap oldu aynı zamanda. Kitap chick lit türünde. Kötü bir kitapmıydı? Hayır ama daha iyilerini de gördüğümü itiraf etmeliyim. Başları oldukça durağandı fakat sonlara doğru heyecanlanmaya başladı. Okurken gülümsememek elde değildi. Dinlendiren bir kitaptı. Ayrıca, Sophie Kinsella'nın olaylara bakış açısı ve yaklaşımı, zekice kurguları bu kitabı size okutturuyor. Açık konuşmak gerekirse kitabı yarım bırakmayı düşündüm ama Kinsella'nın kalemini yeni tattığım ve meraklandığım için bırakmak içimden gelmedi. 
Kitaba puanım 3

- Okumayanlar İçin Spoiler İçerebilir - 


Kitapta altını çizdiğim cümle bulunmuyor fakat genel olarak verilmek istenilen mesaj; 
Hayat yoğunluğunda bir koşuşturmaca içinde kendimizi unutuyoruz. Peki istemekte olduğumuz hayat bu yönde mi? Bundan başka bir seçenek yokmu? Keyif aldığımız şeylere de zaman ayırmak bizim de hakkımız değil mi? İnsan hayattaki önceliklerini herşeye rağmen belirleyebilmeli.
Samantha benim gibi hayatının her dakikasını planlayan bir karakter aynı zamanda çok da komik... Samantha işinde bir hata yapıyor ve bütün hayatı bu evreden sonra değişiyor. Samantha'nın yerinde olsam bunları yaparmıydım dediğim yerler oldu açıkçası. Samantha hayatı boyunca hiç yemek yapmamış, ütüye dokunmamış, toz almamış ve bu konular hakkında da hiçbir fikri yok. Ve buna rağmen bir ailenin yanında hizmetçi olarak işe başlıyor ve büyük mücadeleler veriyor. Olaylar bu noktadan sonra hızla akıp gidiyor ve kitap sizi içine çekiyor. Çok fazla spoiller verip kitabı okumayanların hevesini kaçırmak istemiyorum. Yaz çıkmadan tam bir yaz kitabı olarak tavsiye edebilirim. Bu arada Kinsella'nın kalemini çok sevdim, kısa sürede diğer kitaplarını da okuyup yorumlarını eklerim. :)

Keyifli okumalar dilerim,
Çok sevgilerle mutlu kalın. :)

13 Ağustos 2014 Çarşamba

En Son Ne Okudum 6: Kırmızı Kahverengi Defter - Nilgün Marmara (Gülseli İnal)


Kitabın İsmi: Kırmızı Kahverengi Defter
Yazarı: Nilgün Marmara
Yayına Hazırlayan: Gülseli İnal
Basım Yılı: 1994 | 2. Basım
Sayfa Sayısı: 119
Yayınevi: Telos Yayıncılık
Dili: Türkçe
Türü: Günlük, Anı
Tanıtım:

Evet, kimi günlüklerin, mektupların yayını, "netameli" bir iştir. Tecrübeyle sabit. Gülseli'nin de belirttiği gibi, "yığınla spekülasyon/eleştiri" bizi hiç şaşırtmayacak. Bunlar dile getirildikçe, açıktan tartışıldıkça, kuşkusuz, bizim de söyleyeceklerimiz olacak.

Şimdilik, açıklamamız okurlara: Nilgün Marmara'nın günlüklerinde yer alan, okuduğu kitaplardan yaptığı alıntılar ve mektup taslakları dışında, her satır, her harf, elinizdeki kitaptadır. Üzerlerinde, düzeltme dahil, en küçük bir redaksiyon müdahalesi yapılmamış; defterlerde nasıl yazılmışsa, -günlükler, insanların "çalakalem" iç dökmeleridir, yayına hazırlanan metinler değil. Doğal olarak, harf hataları, tümce düşüklükleri görülebilir. Kitaplaştırırken, bunları olduğu gibi bırakmayı yeğledik (Joh Ellis, İngeborg Bachmann... gibi)- yani, bir okur, defterlerin yaprağını çevirdikçe neler görecekse, o şekilde aktarılmıştır.
Acaba?
Defterler, ilgilenenlerin tetkikine açıktır.
(Yayınlayanın Notu'ndan)

Uzun bir süre izini sürdüğüm, uzun uzadıya aradığım bir kitaptı Kırmızı Kahverengi Defter. Özellikle Sylvia PLATH hayranlığımın iyice artması ile peşine düşmüştüm. Önce Plath’a ulaştım sonra Marmara’ya. Nilgün Marmara derin bir Plath hayranıymış. Öncelikle bunu belirtmek isterim. Kitabı okurken Marmaya’ya oldukça yakın hissettim kendimi, tanıyormuş gibi. Daha önce sohbet etmiş gibi. Ve onun hayatının ucundan kıyısından bir yerlerden geçmek beni çok onurlandırdı. Bunca zamandır bu kitabı okumamış olduğum için kızdım kendime. Tabii ki öncelikle yayınlanmasına son verilmesine kızdım. Yine bir gün sahaflar arasında gezerken sonunda buldum kitabımı. Aldığım gün okudum ve bitirdim. Harikaydı. İnsanda suçluluk duygusu uyandırıyordu bence. Sanki gizli gizli bir arkadaşınızın günlüğünü okumak gibi. Özeline dokunmak gibi… Hayatta olsaydı acaba yayınlanmasına izin verir miydi diye düşünmeden edemiyor insan. Gülseli Hanım iki tane defter taramış bu kitabı derlemek için birisi kırmızı, birisi kahverengi olan Nilgün Marmara’nın ellerinin değdiği iki nadir defter… Günlük tutulan defterlerin aslında şiir, mektup taslakları, okunan kitaplardan notlar, çeviriler, fragmanlar varmış. Nilgün Marmara yalnızca birkaç kez tarih not düşmüş. Bir çoğunu Gülseli İnal düzenlemiş. İnal, Nilgün’ce not özelliği taşıyanları özenle seçmiş ve bize sunmuş. Ben kitabı okurken çok sevdim. Dilerim okumak isteyenler için kitap yeniden basıma girer ve herkes okuyabilir. Benim kitaba puanım 5/5





Sevdiğim alıntılardan bazıları:




Herkes evinin önündeki çölü süpürmelidir, içerideki çölü dışarıdan sızmış olarak görüyorsa, beklesin, ağır ağır aksın kum tanecikleri, biriksin ve dışarının çölüne bitişsin, o zaman herkes yine evinin önündeki çölü süpürmeyi sürdürebilir.
Ölüm, yaşayabilmek için sonsuzca kaçtığımız, ama sözcükleri yaşatabilmek için kucak açtığımız...
Kentlerin havaalanlarından çok düş alanlarına gereksinimi var. Yeni düş alanları yapılmalı, onlar restore edilmeli ta da tümden yok edilmeli.
Hayatın neresinden dönülse kârdır!'
Bir tek güneşten utandım hayatımda (Yalnızca)
Bal rengi acı dokumuzdan sızan sonsuz.
Şiir, ölüm ve yaşam dolayısıyla, Şimdi ve daima açıktır' E.A.
Üzerimden trenler, kamyonlar tırlar ve tüm araçlar geçiyor sana doğru yürürken bu sonsuz evcilik oyununda.
Yıllarca ölüme yürüdük 
  Sağlam bir su üzerinde.
İnsan güneşle arasına bir kitap koymalıdır.
“ Ölürken kahkahamı ona bırakacağım,
“ Kış uykusundaki melek…


26 Temmuz 2014 Cumartesi

En Son Ne Okudum 5: Elif Şafak - Firarperest


Kitabın İsmi: Firarperest
Yazarı: Elif Şafak

Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 236
Yayınevi: Doğan Kitap
Dili: Türkçe
Türü: Deneme
Tanıtım:


İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki'ni keşfetmek...
(…)
Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına... şaşırmak ölene kadar... şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek... budur son tahlilde Âdemoğullarına, Havvakızlarına kendilerini keşfettirten serüven.



Herkes genel olarak kitap çıktığında çoktan Elif Şafak ve kalemi ile tanışmıştı. Nedense ben daima erteledim durdum. Aşk'ı uzun süre merak etmeme ve takibe almama rağmen hala okumadım. Ve Elif Şafak ile Firarperest aracılığıyla tanışmayı tercih ettim. Diğer kitaplarını okuyanlar Bit Palas, Pinhan, Siyah Süt daha iyi diyorlar. Bende ilerleyen zaman içerisinde okuyup yorumu burada da paylaşırım. Deneme türünde bir kitap olduğu için içinde sizi de saracak bir olay mutlaka bulacağınızı düşünüyorum. Belki yeni tanıştığımız için belki de fazla temkinli ve ön yargılı davrandığım için benim kitaba puanım 5/3 keyifli okumalar dilerim...


Daima mutlu kalın. :) 

22 Temmuz 2014 Salı

En Son Ne Okudum 4: Canan Tan - Piraye


Kitabın Orjinal İsmi: Piraye
Yazarı: Canan TAN 

Basım Yılı: 2003
Sayfa Sayısı: 432
Yayınevi: Altın Kitaplar
Dili: Türkçe
Türü: Aşk, Romantik, Duygusal, Dram
Tanıtım:


Okudukça, dizelerin anısına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.
Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nâzım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...
Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Sazım vardı ya...
Şiir Yüzlü Piraye... kendi yazdığı senaryolarda yaşıyor.
... Kim olursa olsun; evleneceğim insan, benim varlığımı yok sayarak bir başkasıyla beraberlik yaşayacak ve ben buna seryirci kalacağım ha...
Yazgıymış! İnanmıyorum yazgıya falan... Onu yaratan da, şekillendiren de bizleriz. Benim yazgım kendi çizeceğim yoldur! O yolda beraber yürümeyi kabullendiğim insanı da kimseyle paylaşamam ben...
Yazgıya bile kafa tutacak kadar yürekli... Özgürlüğe âşık!
Ancak, başkaları tarafından yerinden oynatılan kilometre taşlarının, gene başkalarınca gelişigüzel dizilmesiyle önüne serilen yolda yürümeye mecbur bırakılınca... İşler değişiyor.
... Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık...
Nâzım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı?
Haşim'in yaptığı, onunkinden çok mu farklı?
... Kendince tanrılaştırdığın, tapınmaktan gurur duyduğun putların, gerçekte basit birer taş parçası olduğunu ne zaman kavrayacaksın?
Ama. gönlün gerilerde bir noktaya takılı kaldıysa eğer, sevinebileceğin bir gerçeklik duruyor orada.
İşte şimdi, Nâzım'm kızıl saçlı Piraye 'siyle tam olarak özdeşleştin.
Kutlu olsun.
Fırtına gibi bir yaşam öyküsünün başoyuncusu oluveriyor Piraye...


Piraye'yi ilk lise yıllarımda okumuştum.
O zamanlar 'Asmalı Konak' diye bir dizi vardı, tüm Türkiye'yi ekran başına kilitleyen. Hatırlıyorum da, birçok insan dışarıya bile çıkmazdı bu diziyi seyretmek için.
Okurken o günlere gittim geldim. Canan TAN'ın kalemi çok akıcı, hangi ara bu kadar ilerlemişim diye düşündürüyor bazen. Kültürler arasında yolculuk yapıyorsunuz.
Canan TAN'ın Piraye adlı kitabının kalbimde V.İ.P bir yeri de yok değildir. Canan TAN'ı ilk Piraye ile tanımıştım. Ardından Yüreğim Seni Çok Sevdi,
 En Son Yürekler Ölür, İz ve Eroinle Dans'ı da bir solukta okumuştum.
Kitabı tekrar okuduğumda tekrar tekrar sevdim, ve fark ettim ki, insanın zamanla duygu ve düşünceleri çok fazla değişime uğruyor.
Altı çizili cümleleri birkaç kez okumama rağmen bir çoğunu farklı kalemle farklı noktalarda çizdim.
Kitap puanım 5/4

- Okumayanlar İçin Spoiler İçerebilir -

Piraye ve ailesi İstanbul'lu, babası diş hekimi ve Piraye'de İstanbul Diş Hekimliği fakültesini kazanmıştır.
Piraye'ye ismini babası vermiştir, babası bir Nazım Hikmet hayranıdır ve Nazım'ın eşinin adı Hatice Piraye'dir. Bu yüzden bir kızına Hatice diğerine ise Piraye adını vermiştir.
-Kitapta Nazım'ın diğer kadınlarından hiç bahsedilmemiş olması ilgiden kaçmadı her neyse...- Piraye önceleri Akif ile duygusal yakınlık kursada -ki bence Akif ile çok daha iyi anlaşabilir ve mutlu olabilirdi- ailesi bu duruma pek sıcak bakmadığından dolayı şiirleşmelerine son verdiler.
Ailesinin bu duruma onay vermemesinin altında ablasının durumunun etkisi elbette büyüktür. Genç yaşta mutsuz bir evlilik bonus olarak da iki çocuk...
Arkadaşı Esin ile konuşurken, Haşim'den bahsederler Piraye o zamanlarda ciddi anlamda tiye aldığı Haşim Bey'den (Haşim Beyle aynı noktada buluşup, bambaşka bir dünyaya adım atmak için; yalnızca,
önümüzdeki iki yıllık zaman engelini aşmamız gerektiğini nereden bilebilirim ki?) şeklinde bahseder.
Haşim Diyarbakırlı bir ağadır. Aslına bakarsak Piraye'nin ailesi Akif'i Piraye ile taban tabana zıt olduğu için reddederken, Haşim'i nasıl kabullendiler ben işin içinden çıkabilmiş değilim?
Haşim ile Piraye evlenirler fakat, Piraye orada beklediği mutluluğu bulabilir mi orası biraz muamma... Piraye'nin bu evlilikten Dicle adında bir kızı olur. Haşim'in ailesi bu olaya da pek sıcak bakmazlar.
Piraye acı üzerine acı yaşarken Diyarbakır'a gittiğinde onu asıl şok orada beklemektedir. Piraye hali ile bu durumu kaldıramaz -durum hakkında spoiler vermeyeceğim- Spoiler vermiyeyim derken çok fazla atlıyorum ama, gerçekten okunması gereken bir kitap.
Piraye çeşitli sebeplerden İstanbul'a döner ve yolları Haşim Ağa ile ayrılır, fakat Piraye hamiledir ve erkek bebek beklemektedir. Haşim Ağa adını Haşim koymasını istese de Piraye olaya pek sıcak bakmaz. Kızgın ve kırgındır. Fakat... O son olaydan sonra, Piraye pişman olur ve oldukça üzülür. Haşim'in kendisinden son isteğini yerine getirir ve oğluna Haşim adını verir.



Sevdiğim alıntılardan bazıları:


"...uzak bir şehir ve şarkı vardı ...şarkı nihaventti."

...Kızıl saçılıymış Piraye.
Kendimi, keşke ben de kızıl saçlı olsaydım, diye hayıflanırken yakaladım kaç kez...
Okudukça, dizelerin arasına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.
Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nazım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...
Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Nazım vardı ya...

15 Temmuz 2014 Salı

En Son Ne Okudum 3: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır - Ahmet Şerif İzgören


Kitabın İsmi: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır
Yazarı: Ahmet Şerif İzgören
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 226
Yayınevi: Elma Yayınevi
Dili: Türkçe
Türü: Kişisel Gelişim
Tanıtım:

Bu kitabı niye yazdım?
Krushen diye bir Amerikalı dilbilimci seminerinde, İngiltere'de Güzin Abla benzeri bir köşe yazarına giden mektubu anlatmıştı. Mektup şöyleydi:

"Sevgili Kathy,

Biriyle ilişkim var, fakat onunla evlenip evlenmemek konusunda kararsızım. Beni çok kıskanıyor. Birkaç kere şiddet de uyguladı. Kavgacı. Ayrıca bana hiç güveni yok. Bir gün beni eve bıraktıktan iki saat sonra telefon açtı, amacı benim evde olup olmadığımı anlamaktı. Bir sabah onu kapımın önünde uyurken buldum. Ayrıca çok asabi; bu da kararsızlığımı arttırıyor. En ufak bir şeyden parlayabiliyor. Aslında düşünüyorum da beni sevdiğini gösteren hiçbir şey yapmıyor, niye onunla birlikteyim ki? Evet doğruyu söylemek gerekirse, yanlış kişiyle birlikteyim. Evet kararımı verdim. Neyse Kathy umarım sen iyisindir!!


Daha önce iş yaşamı üzerine çarpıcı görüşleriyle tanıdığımız Ahmet Şerif İzgören bu kitapta daha genel bir yaklaşımla, hayatın her dalında başarı ve mutluluğa giden yola ışık tutuyor. Bazen kahkahalarla gülecek, bazen hüzünlenecek, çokça düşünecek ve bu kitaptan çok keyif alacaksınız. Hayatınızı tekrar gözden geçirmek için 3 saat ayırın ve bu kitabı okuyun.


Lütfen bu kitabın üzerine bir uyarı yazın, Evde okunmalıdır diye. Kitap yüzünden metroda ineceğim durağı kaçırdım.
Duygu Durak



Bu kitap sizi soluksuz bırakacak. Dili ve anlatımı olabildiğine sade ve akıcı. Sanki Ahmet Şerif İzgören hemen yanıbaşınızda anlatıyor tüm kitabı. Birlikte dertleşiyorsunuz gibi. Hayatın içinden, sizden, bizden, herkes kendisinden parçalar bulacaktır bu kitapta. Ben başucu kitaplarımın arasına ekledim bile. Nerede ise kitapta tüm sözlerin altını çizecektim. O kadar doğru tespitler, o kadar güzel gözlemler ve yaklaşımlar. Ahmet Şerif İzgören kelimeler ile oynamak konusunda bir dahi! Seminerlerini daha önce izlediğim için derin bir hayranlık duygum vardı kendilerine ve başarılarına karşı. Bu kitap bunu daha da perçinledi. Ne denilebilir ki, yazının başlarında da söylediğim gibi, benim için başınız sıkıştığında, daraldığınızda, bir büyük tavsiyesi istediğinizde başvurduğunuz kitapların arasına eklendi Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır bugünden sonra, başucu kitabımdır.
Kitaba puanım 5/5 :)
 
 

Sevdiğim alıntılardan bazıları:
 
"Hiç kimse sizin izniniz olmadan kendinizi değersiz hissettiremez."
 

"Aslında nereye gideceğini bilmenden daha önemlisi, kim olduğunu bilmen. Kim olduğunu bilirsen, gideceğin yer değiştiğinde ortalıkta dımdızlak kalmazsın ve nereye gideceğini çok daha iyi belirlersin."

"Hırs içinde yaşarsanız, etrafınız da hırs dolar."
 

"Bebekler büyüklerin anlayacağı dili bulana değin birçok dil denerler.

"Lise sona kadar çok konuşkan bir çocuktum, çok okuyordum, sonra da ne biliyorsam her fırsatta anlatıyordum. Şimdilerde ortalamanın çok altında konuşan bir insanım.
Zamanla şunu öğrendim; bence aklın yolu kulaktır, ağız değil. Kulaklardan beyne çok şey gider, ağızdan gitmez, ağzınız bir karış açık dolaşıyorsanız birşey öğrenmiyorsunuz demektir."

"Ben etrafımda başarıya asansör ile çıkmış hiç kimse görmedim mutlaka merdivenleri çıkmak zorundasınız."

"Ne kadar asık yüzlüyüz, birbirimize ne kadar az gülüyoruz ve ne kadar az 'merhaba' diyoruz dikkat ettiniz mi?"

"İdealleriniz gerçekleşmiyorsa, gerçeklerinizi idealleştirebilirsiniz."

"Dikkat edin çok güzel olaylar hiç beklemediğiniz anlarda gerçekleşir."

"'Ne gülüyorsun deli gibi' deriz ya aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur.
Aklınızda hiçbir şey yoksa gülümseyin, herkes 'Ne düşünüyorsunuz' diye merak eder. Gülümsemek zeka belirtisidir."

"Okumadan ve öğrenmeden hayatınızın temel değerlerinden birine karar vermek zorunda kalmamalısınız."

"Hayata hiç isyan etmeyin.
Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir."



Keyifli okumalar dilerim. Daima mutlu kalın, çok sevgilerle... :)

12 Temmuz 2014 Cumartesi

En Son Ne Okudum 2: Aynı Yıldızın Altında - John Green (The Fault in Our Stars)




Orjinal İsmi: The Fault in Our Stars 
Türkçe İsmi: Aynı Yıldızın Altında 
Yazarı: John Green 
Çevirmeni: Çiçek Eriş
Basım Yılı: 2013
Basım Yeri:  İstanbul
Sayfa Sayısı: 320 
Yayınevi: Pegasus Yayıncılık 
Dili: Türkçe
Türü: Roman, Gençlik, Romantik, Dram 

Tanıtım:
Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü
On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.
Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda boy gösterince Hazel'ın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...

"Hayata, ölüme ve araya sıkışanlara dair bir roman olan Aynı Yıldızın Altında, John Green'in en iyi kitabı.
Kahkaha atıyor, ağlıyor, hızınızı alamayıp tekrar okuyorsunuz."
Markus Zusak, Printz ödüllü bestseller yazarı
"Aynı Yıldızın Altında evrensel konuları ele alıyor: Sevilecek miyim? Hatırlanacak mıyım? Bu dünyada bir iz bırakabilecek miyim?"
Jodi Picoult, New York Times bestseller yazarı
"Dâhiyane... Çok etkileyici... Güçlü ve saf duygularla korkusuzca yüzleşebiliyor."
TIME
"Green, okurların aklından uzun süre çıkmayacak, göz kamaştıran iki gencin öyküsünü iyi bir gözlem yeteneği ve empatiyle anlatarak, rafta duracak bir kitaptan ötesini yazmayı başarmış." People "Bu romanı çekici kılan şey dakikada bir heyecanlı bir patlama yaşanması değil, 'sayılı günler içinde sonsuzca' yaşamaya çalışan karakterlerin gerçekliği."
The Washington Post
"Buruk bir komedi, akılları baştan alacak bir romantizm ve insana hayat ile ölüme dair sorulan büyük soruları keyifle ve uzun uzun düşündüren bir kitap."
Horn Book
"Aynı Yıldızın Altında bir aşk hikâyesi. Son dönem edebiyatın en içten ve dokunaklı romanlarından biri ama aynı zamanda korkunç bir zekâ, cesaret ve hüznün varoluşsal trajedisini de anlatıyor."
Lev Grossman, TIME


Kitabı ilk çıktığı zamanlarda arkadaşımla kitap değişimleri sırasında okumuş ve hayran kalmıştım... Geçtiğimiz haftalarda filmin vizyona girmesiyle ve kitaptan filme dönüşen vizyon filmlerini kitabı tekrar okumadan izlemekten pek hoşlanmadığım için hatfa başında arkadaşımdan kitabı tekrar ödünç istedim ve dün akşam saatlerinde yeniden bitirdim.Kitaba olan puanım 5 üzerinden 5 oldukça dahiyenece yazılmış bir başucu romanı. İçten ve oldukça dokunaklı. Çok zekice kelimeler ve cümleler birleşmiş. Hüzünlendiriyor, güldürüyor farklı ruh hallerine bürünüyrosunuz kitabı okurken, heyecanlanıyorsunuz ve düşünüyorsunuz... Kitap yorumlarının bir çoğunda kitabı okurken ağladıklarından bahsediyorlar. Fakat ben her iki okumamda da aşırı duygulanmama gözlerimin dolmasına rağmen bir türlü ağlayamadım. Ki, aslında çok da kolay ağlayabilen bir yapıya sahip olmama rağmen, ağlayamadım! Film yorumlarında da filmden çıkanların bir çoğunun ağladığını okudum. Bugün gittiğimde durumu tekrar sizin ile paylaşırım... Hazel Grace Lancaster ve Augustus Waters hayatta iz bırakmak, unutulmamak üzerine korkuları birer birer gerçeklik olarak yüzümüze vuruyorlar.
 .
- Okumayanlar için spoiler içerebilir -
.
Hazel Grace Lancaster 4. evrede tiroid kanseri olan ve aynı zamanda ciğerlerinde yaşadığı problemden ötürü solunum cihazına bağlı olarak yaşamakta. Tiroid ile uğraşmanın ne kadar zor olduğunu bilen bir hasta olarak, zaman zaman Hazel'in yerine kendimi koyduğum ve halime binlerce kez şükür ettim. Tiroid kanseri hakkında oldukça derin araştırmalar yapmıştım hastalığımı ilk öğrendiğimde, hastalığınızı tanıdığınızda onunla savaşmanız daha kolay olabiliyor... Her neyse. Hazel hastalığı dolayısıyla kendisini dış dünyadan tamamen arındırmış. Kimse ile görüşmüyor, arkadaşlık kurmuyor kendi halinde kitapları ile yaşıyor. Özellikle Görkemli Izdırap adlı bir kitabı çok seviyor ve hikayenin sonunu oldukça merak ediyor. Kitabı okurken Görkemli Izdırap'ın gerçek olup olmadığını araştırdım ve gerçek olmasını bende o kadar çok diledim ki... Ama malesef ki, zeki yazarımızın kurgusundan ibaret bir kitapmış. Bence yine de oldukça güzel bir konuya sahipti Görkemli Izdırap'ta. 
Hazel, annesinin zoru ile katıldığı destek grubunda Isaac'a destek olmak için gelen Augustus Waters ile tanışır, bu Hazel Grace için bir dönüm noktası diyebiliriz rahatlıkla. Çünkü, Augustus ile tanıştıktan sonra hayatındaki hiçbirşey Hazel için aynı olmayacak. Hazel insanlardan uzak durduğu için başlarda Augustus'u da hayatına alması pek kolay olmayacak fakat Augustus'un vazgeçmeyen kesin tavırları, Hazel'in kalbini başta yavaş yavaş, sonra bir anda fethedecektir. Augustus da kanserden tek bacağını kaybetmiş. Sonraki kontrol taramalarında kanser bulgularına rastlanmamış. Hazel ile Gus birbirlerini ortak yönlerinden dolayı iyi anlasalarda kitabın ana teması kanser ya da hastalıklar değil karakterlerin sağlamlığı sanki yanıbaşınızda bir arkadaşınız gibi gerçek Hazel, Gus, İsaac... Hazel'in sonunu daha kitabın en başlarından görüyorsunuz aslında ama ana karakterler olduğu kadar yan karakterlerinde gidişatını merak ettiren bir kitap. Yazar beklediğim sona giden yolda beni okurken tam anlamıyla ters köşeye yatırdı. Gerek Hollanda'da, gerek Hazel'ler evlerine döndüklerinde... Bu kısım ile ilgili fazla spoiler vermeyeceğim. Okuyup kendinizin yorumlamanızı tavsiye ederim... Pişman olmayacağınız bir kitap.
.


Sevdiğim alıntılardan bazıları:

"El bombası gibiyim," dedim tekrar. "İnsanlardan uzak durmak, kitap okumak ve düşünmek ve sizinle takılmak istiyorum çünkü sizi incitmem konusunda yapabileceğim hiçbir şey yok çünkü çok yakınımdasınız ve bırakın da bu dediklerimi yapayım, tamam mı? Depresyonda değilim, daha çok dışarıya çıkmam filan gerekmiyor. Ve sıradan bir genç olamam çünkü bir el bombasıyım."
.
"Beni tanımıyorsun bile," dedim. Konsolda duran kitabı aldım. "Bunu bitirdiğimde seni arasam olmaz mı?"
"Ama cep telefonu numaram sende yok." dedi.
"Kitabın içinde yazdığından şüpheleniyorum." O şapşal gülümsemesi yüzüne yayılıverdi.
"Birde birbirimizi tanımıyoruz diyorsun."
.  
Bir anda Augustus, "Ölümden sonra hayata inanıyor musun ?" diye soruverdi.
"Sonsuzluk yanlış bir kavram bence," diye yanıt verdim.
Sırıttı. "Sensin yanlış kavram."

.
"Depresyon kanserin yan etkisi değil. Depresyon ölmenin yan etkisi aslında...."
.
"Kendin olmakla o kadar meşgulsün ki ne kadar emsalsiz olduğuna dair hiçbir fikrin yok."
.
Acı aslında hep oradaydı. Beni içime doğru çekiyor, hissedilmeyi talep ediyordu.
"Acının olayı bu" dedi Augustus ve ardından bana baktı "Acı hissedilmeyi talep eder."
.
"...bende ona iyi olup olmadığını sordum. "Suya gömülmeye devam ediyor," dedi. Çölde bir lütuf, okyanusta bir lanet."
.
"Peki," dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek'imiz olur."
"Peki," dedim.
"O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum: Önce yavaş yavaş sonra bir anda."
"Ah Hazel Grace, hiç sorun değil. Kalbimin senin tarafından kırılması bir onur olurdu." 
. 
"Dünya," dedi, "bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil."
"Seni seviyorum ve sevginin boşluğa atılan bir çığlık olduğunu ve unutulmanın kaçınılmazlığını, herkesin ölüme mahkum olduğunu ve tüm çabamızın toza dönüşeceği bir günün geleceğini biliyorum ve güneşin elimizdeki tek dünyayı yutacağını da biliyorum ve seni seviyorum..."
"Sayılı günler içinde bana bir sonsuzluk verdin."
“Hazel’la ilgili şöyle bir şey var: Neredeyse herkes dünyada bir iz bırakabilmekle kafayı bozmuş. Bir miras bırakmakla. Ölümü alt etmekle. Hepimiz hatırlanmak istiyoruz. Ben de istiyorum. Canımı en çok sıkan şey, hastalığa karşı sürdürülen kadim ve haysiyetsiz savaşta hatırlanmayan bir zayi olmak. İz bırakmak istiyorum… Hazel farklı. O hafif adımlarla yürüyor, ihtiyar. Dünyadaki adımlarını hafif a...tıyor. Hazel gerçeği biliyor: Evreni, ona yardımcı olabileceğimiz kadar incitmemiz de mümkün ve büyük ihtimalle ikisini de yapmayacağız. İnsanlar onun daha az yara bırakmış olmasının, çok az insanın onu hatırlayacağının üzücü olduğunu, çok sevilmesine rağmen geniş çapta sevilmediğini söyleyecek. Ama bu üzücü değil, Van Houten. Bu muzafferane. Kahramanca. Gerçek kahramanlık da bu değil mi zaten?” 
.
Benden bir Aynı Yıldızın Altında çizimleri, birisi el ile çizim, diğeri ise clipart. Kötü olan varsa, aramızda idare ederiz değil mi? :)
Çok derin sevgilerle, keyifli okumalar dilerim. Daima mutlu kalın... :)